Dem Bu Demdir
- Seyit Furkan Karabacak

- 3 saat önce
- 3 dakikada okunur

İnsanlar sosyal medyayı, haber sitelerini, gazeteleri doğru habere ulaşmak için kullanmıyor artık. Hâlihazırda zihinlerindeki şeyi destekleyecek tek bir haber bile onun ikna olmasına ve diğer karşıt haberlere algılarını kapatmasına yetebiliyor.
Medyadaki yalan tahakkümünün en önemli sebeplerinden biri, insanların hakikat arayışında olmayıp zihinlerindeki özellikle politik ve ideolojik temelli yargılara bir dayanak bulmak istemesidir. Fikrini destekleyen bir haber her zaman doğru, fikrinin aleyhindeki bir haber her zaman yalandır onun için. Karşıt fikri savunan birinin lehine bir haber ise her zaman yalan, aleyhine bir haber ise her zaman doğrudur. Haberin ‘’hakikaten’’ doğru mu yalan mı olduğunun ise hiçbir önemi yok.
İstatiksel olarak sosyal medyada yalan olana rağbet doğruya olan rağbetten tam 6 kat daha fazla. Aslında siz de bunu basit bir gözlemle doğrulayabilirsiniz. Yalan bir haberin ilk yayıldığı anda ne kadar paylaşıldığına, bir de tekzip edildikten, yalan olduğu kanıtlandıktan sonra ne kadar paylaşıldığına bakın ve karşılaştırın. Ne acıdır ki yalan olduğu ortaya çıktıktan sonra doğrusunun daha fazla ses getirmesi gereken habere kimse önem vermiyor. Zira gündem o kadar hızlı değişiyor ki artık kimsenin geriye dönüp hakikate ayıracak bir dakika vakti yok. O yalan haberde menfaati olan kimse tatmin oldu bir kere. Geriye döndüğünde kendisine yalan söylenilmesiyle yüzleşmek zorunda olmak ve aptal yerine koyulduğunu derinliklerinde hissedip gününü berbat etmek mi, yoksa o yalanı doğru kabul edip yalan bir saadetin içerisinde hayatını idâme ettirmek mi? İkincisi daha câzip tabii ki. Halbuki o kimsenin aptal yerine koyulmaktan utanmak yerine, kendisini aptal yerine koyanlardan hesap sorması gerekmez miydi?
Doğru bildiğiniz yahut doğru kabul ettiğiniz bir haber tekzip mi edildi? Üzülmenize gerek yok, yokmuş gibi davranın yeter. Zaten hız çağında çoktan onun yerini başka bir yalan almıştır. Odağınızı ona çevirin. Genellikle yalan haberi bilerek veya bilmeyerek savunan kimse, haber yalanlandıktan sonra derin bir sessizliğe bürünür. Bu sükûtun nedeni; kimi için kendi davasına halel gelecek, itibarı zedelenecek, aptal yerine koyulacak korkusundandır, kimi için ise o yalan haberle ortalığı karıştırmanın verdiği gururla yeni bir yalan arayışında olmasındandır.
Bir delinin kuyuya taş atıp kırk akıllının çıkaramadığı devir geride kaldı. Artık kırk deli kuyuya taş atıyor, akıllılara ise deli yaftası vurulmuş durumda. Bu yalan imparatorluğunda politize olmuş partizan insanlar, savunduğu haberin yalan olduğu ortaya çıkınca kibrinden, utancından suspus olan korkaklar, yalan haberi yalan olduğunu bile bile yayma misyonunu edinen ahlaksızlar, etimle, kemiğimle nefret ettirdi bu medyadan, bu meydandan beni.
Hiç mi doğru haber yok? Elbette var. Ama haberin kaynağının geri planda kaldığı bu çağda doğru haberi yalan haberden ayırmak, samanlıkta iğne aramaktan daha zor bir hale geldi. Herkes elindeki saman tanesini birbirine iğne diye yutturuyor. Gerçekten iğne mi diye yakından bakmamızı ise istemiyorlar. Bu devasa samanlıkta iğneyi bulabilmek için ise tüm samanlığı aramak gerekiyor. Akıl sağlığımızı korumak ise sanırım bu samanlığa hiç girmemekten geçiyor. Dolayısıyla yıllardır söylenen ‘’insanın gündemi takip etmesi, gündemden haberi olması lazım’’ klişesini reddediyorum. İnsanın ‘’dem’’den (ândan) haberi olması lazım.
Gündemi kaçırma korkusuyla ‘’dem’’i feda eder hâle geldik. Güzel bir ânı kameranızla kaydederken, ânın kendisini kaybetmek gibi bir şey bu. Ânı yaşamamız gerekiyor. Ama günümüz seküler anlayışı çerçevesinde ortaya çıkan ‘’ânın tadını çıkar’’ mottosu ile bunu karıştırmayalım. ‘’Bir daha mı geleceğiz dünyaya?’’ doğrultusundaki bu anlayış, ölümü unutup her şekilde zevk almayı salık verirken; Müslümanın ânı yaşaması, Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle ‘’zaman bendedir ve mekan bana emanettir şuurunda’’ olarak ânı değerlendirmeyi, ölümü her dâim akılda tutarak kulluk etmeyi ve dünyayı îmar etmeyi ifade etmektedir.
Velhasıl, yalanların tahakküm sürdüğü sosyal medya dozunda kullanılmadıkça zaman israfından öteye geçmiyor. Dün tartışılan konu, (sonuçsuz kalması bir tarafa) yarın hafızalardan silinip gidiyor. Bu durum da ister istemez insanı ‘’Ben neden bunun üzerine mesai harcadım öyleyse?’’ dedirtiyor. Elbette zamanı ve mekanı emanet biliyorsak dünyada neler döndüğünden haberdâr olmalıyız. Ama bunu yapay gündem ve tartışmaların tuzağına düşmeden yapmak durumundayız. Neyi iyi yapıyorsak onu yapmaya devam etmeli, yaptığımız işi küçümsememeli ve geçmişi yahut geleceği düşünerek dem’i fedâ etmemeliyiz. ‘’Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem.’’

Yorumlar