top of page

Kelime Yaralar

  • Yazarın fotoğrafı: Seyit Furkan Karabacak
    Seyit Furkan Karabacak
  • 30 Haz
  • 2 dakikada okunur

‘’Kelime’’nin kökü Arapça olup ‘’yaralamak’’ manasına gelir. ‘’Kalem’’in kökü ise Arapça’da ‘’budamak, yontmak, sivriltmek’’ anlamlarına gelir. Yetmedi mi? ‘’Lisan’’ kelimesinin delalet ettiği manalardan biri de ‘’sivriltmektir’’. Aslında yazımı burada noktalasam dahi maksadım hâsıl olur zannediyorum. Ama biz İbrahim Tenekeci'nin tabiriyle sözü yormadan derdimizi kısaca anlatmaya çalışalım.


Savaşlar sadece madde dünyasında değil mana dünyasında da vuku bulur. Üstad Necip Fazıl’a göre kılıç maddeyi, kalem ise ruhu fethetme yolunda iki önemli semboldür. Fikrî savaşın fiilî savaş mesabesinde olduğunu ve ikisinin de neferlere ihtiyaç duyduğunu Tevbe suresi 122. ayet-i kerimesi bizlere göstermektedir. (Müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.)


Günümüz şartlarında fiilî mücadele oldukça sınırlanmış olup fikrî mücadele daha çok ön plana çıkmıştır. Zaten fiilî savaşın da özünde fikrî ayrılıklardan neşet ettiğini anladığımızda düşüncenin ve ideolojinin ne kadar merkezî bir rolü olduğunu görebiliriz. Bu savaşta silahımız Allahu Teala’nın üzerine yemin ettiği kalemdir.


İstanbul-Üsküdar (2024)
İstanbul-Üsküdar (2024)

Kelimenin ne kadar güçlü bir silah olduğunu belirttik. Peki bu silahı ne kadar doğru kullanıyoruz? Arkadaşlarımıza, yakınlarımıza, kardeşlerimize namluyu doğrulttuğumuz oluyor mu? Benimki de soru… Onlardan başka bir hedefe çevirmiyoruz ki!


Alay, tahkir, hakaret… En alçakçası da gıybet. Kardeşimizi arkasından bu ‘’kelimelerle’’ vurup ardından ayette geçtiği üzere etini yiyoruz. Allahu Teala gıybeti insanın ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetip devamında kullarına ‘’bakın bundan tiksindiniz!’’ buyuruyor (Hücurat/12). Ne acıdır ki bırakın tiksinmeyi, artık kahkahalarla yer olduk meyteyi!


Kiminin sözü incidir. İstiridye misali özen gösterir iki dudağının arasından çıkacak söze. Zira özünün bir yansıması olduğunun bilincindedir. Sükût ile işlediği saf ve berrak inci tanesini en sonunda muhatabına sunar.


Kiminin sözü ise incitir. Dilini keskin bir kılıç misali kullanır ve yaralamaktan ihtiraz etmez. Yaklaşan nasibini alır mutlaka. Bu kimseler açık sözlü ve dürüst olduklarını sanırlar. Halbuki dürüstlükle patavatsızlık arasında çok ince bir sınır var.


Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir mümin hata yaptığında onu dolaylı yoldan uyarmayı tercih eder, kişinin hatasını yüzüne vurmaz, kalplerini kırmazdı. Bu meyanda elbette doğru bildiğimizi söyleyip yanlış gördüğümüzü nebevî şekilde düzelteceğiz. Lakin her şeyde olduğu gibi bunun da bir ölçüsü olduğunu bilerek yapmalıyız. Nitekim törpüyle şekil alır odun, kırılmakla yakılır.


Zalimlere ve düşmanlara gelince… Nasıl ki cerrah okşayarak hastasını ameliyat edemez, tedavi edemez; yazar da kalemini gerektiğinde muhatabının kalbine bir neşter misali dokundurmalıdır. Haksızlık karşısında herkesin gücü nispetinde elini, dilini ve kalbini kullanmasıyla ancak adalet sağlanabilir. Buna mukabil sosyal medyanın da sağladığı imkanla herkes elini ve dilini kullanır oldu. Aşk, sevgi, merhamet ve adaletin distribütörlüğünü yapıp ne mahiyetinden haberdar ne de hakikatinden nasipdar olabilen kimseler, kendinden olmayana gelince bu kavramları hepten unuttu. Telefonun ve bilgisayarın ardında siper alan insanlar nefislerinin emriyle her gün kan akıtmakta. Sarf edilen mermilerin ise haddi hesabı yok. Bugün göğün yedi kat üstüne çıkarılan, yarın bir daha çıkamamak üzere yerin dibine batırılabilir. Kendi bin hatasını görmeyen, başkasının bir hatasına meydanda dar ağacı kurabilir.


Sence de ettiğin söz yetmedi mi Furkan, güya sükûtu salık veriyordun?

‘’Susan kurtuldu’’ buyurdu Resûlu zîşân, sen ise sözü yeterince yordun.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page